Zor Danışanlar

Terapistlerin birçoğu bazı danışanların diğerlerinden daha zor olduğu konusunda hemfikirdir. Araştırmalara göre terapistlerin tanımladığı en stresli durumlar intihar tehditleri, öfke ifadeleri, saldırganlık, depresyon, kayıtsızlık ve terapiyi erkenden bırakmadır (Kottler, 2017). En sıkıntılı patolojilerin hangileri olduğu konusunda ise herkesin farklı görüşleri bulunmaktadır. Kimi kişilik bozukluklarıyla çalışmaktan hoşlanır, diğerleri madde kullanımı veya psikotik bozuklukları çalışırken soğukkanlı davranabilir. Her terapistin çalışmakta zorlandığı patolojik gruplar farklı olmaktadır. Aslında bu noktada, en çok ve en az sevilen danışanlar terapistin kendisi ile ilgili de bilgi vermektedir (Kottler, 2017). Peki birçok terapist tarafından ortak şekilde zor olarak tanımlanan danışanlar kimler olabilir?

İntihara Meyilli Danışanlar: Bu kişilerle çalışmada en büyük zorluk onların terapiste ağır bir yük yüklemeleridir. Terapistin erişime daima açık olması bir yandan gerekli bir durumken bir yandan bu derecede umutsuz ve hiçlik hissiyatında kaybolmuş birine yakın olmak terapist için de dehşet yaratabilmektedir. Aynı zamanda işlerin kötü gitmesi yani danışanın intihar etmesi durumunda bu sürecin terapist için yasal yaptırımları da olabilmektedir. Bu sebeple kayıtlar titizlikle tutulmalı ve terapist adımlarında dikkatli olmalıdır. Ama Kottler’in (2017) belirttiği üzere bu dikkatli tutum terapiden verim alımını da zorlaştırabilmektedir.

İlgi & Sevgi Arzulayan Danışanlar: Birçok danışan terapistlerinin hayatında önemli bir yer kaplamak ve onun için önemli olmak ister. Terapistlerin birçok hastası olabilir ancak danışanın tek bir terapisti vardır. Haliyle de terapistlerinin onlar hakkında ne düşündüğünü merak eder ve hatta sorgular. Bu durumda terapistin atacağı her adım farklı negatif sonuçlar doğurabilir. Eğer yüzleştirme kullanırsa danışan küçük düştüğünü hissedebilir. Terapist görmezden gelirse ise bu davranış ve tutumlar daha da güçlenebilir. Danışanın sorularına dürüstlükle fakat tabi ki belli çerçeve içerisinde cevap verilmesi bu durumlarda en geçerli ve en doğru yaklaşım olmaktadır. Kilit nokta ise danışana onun da terapist için önem taşıdığını hissettirmekte ama bunu terapi dışı bir ilişkiye çevrilmeyecek şekilde yapmakta saklıdır.

Terapinin Faydası Olmadığını Düşünen Danışanlar: Kimi danışanlar terapinin kendilerine faydalı olmadığını ama gene de geldiklerini belirtirler. Hatta çoğunlukla bunu para konusunu da kullanarak ve terapisti aşağılayıcı bir tonda yaparlar; “Her hafta bu kadar yüklü paralar veriyorum size geliyorum, sizin tek yaptığınız beni tanıyormuş her şeyi çok iyi biliyormuş gibi davranmak ve sonuç olarak hiçbir şey değişmiyor”. Bu durum terapist tarafından bazen terapiye direncin örtülü bir biçimde kendini göstermesi olarak da yorumlanabilir. Aslında burada önemli olan nokta danışanın görünürde hiçbir fayda sağlamadığı bu seanslardan ‘aldığının ne olduğu’ nda gizlidir. Bu danışanlar çatışmaları ilişkilere alışık olduklarından terapistin negatif tepkileri tam da onların beklediği hatta arzuladığı şeydir. Önemli olan onların gizli gündemine girebilmekte saklıdır.

Konuşmayan Danışanlar: Terapinin en gerekli unsurlarından biri danışanın konuşmasıdır. Bu olmadığında her şey belirsizleşir. Bazı danışanlar kullanılan her yönteme rağmen tek kelimelik cevaplar ya da sadece kafa sallama ile yetinirler. Bu da bir terapistin onun duygularını, düşüncelerini ve isteklerini anlamasını çok zorlaştırır. Terapötik ilişki kurulmasını zorlaştırır ve özellikle bilişsel davranışçı terapide gerekli olan etkin aktif işbirliği, takım halinde çalışmayı güçleştirir. Bu danışanlarla çalışmada kilit nokta onların temposunda ilerlemektir. Bir duygu ya da düşünce kırıntısı yakalandığında onun peşinden gitmek, yavaş fakat güvenli adımlarla keşfe koyulmak bu danışanları açmak için gereken noktadır.

Aşırı Konuşan Fakat Dinlemeyen Danışanlar: Bu danışanlarla çalışırken zor olan nokta ise karşısındakine hiçbir şekilde fırsat vermeden konuşmalarıdır. Takıntılı bir şekilde konuşurlar ve karşıdan alınacak herhangi bir karşılığa müsaade etmezler. Bu danışanlar aslında canlarını sıkabilecek herhangi bir şey duymaktan kaçınmaktadır ve onlarla ilerlemenin kilit noktası öncelikle aradaki güvenin gelişmesini sağlamak ve ancak ondan sonra değişmesine yardımcı olmaktır.

Bağımlılıklarını Kabul Etmeyen Danışanlar: Alkol ve madde kullanımı olan danışanlarla çalışırken en zorlayıcı nokta onların bağımlı olduklarını kabul etmemeleridir. Bu durum tedavinin önündeki en büyük engeldir çünkü danışanın değişmeye de hazır olmadığını göstermektedir. Bu danışanlarda kaçınma yüzleşmeden önce gelmektedir. Terapistler bu danışanlarla çalışırken yetersizlik duyguları ile boğuşmaktadır. Değişim için gereken adım ise danışanlarla güven ilişkisi oluşturduktan sonra onlara kısa psikoeğitim vermek ve içgörü edinmelerini sağlamaktan geçer.

Peki Nasıl Baş Edilir?

Kottler (2017) zor danışanlarla baş etmekte kullanılabilecek bazı temel ilkelerden bahsetmiştir. Bunlardan bazıları aşağıdaki gibidir:

  • Sorun kimde terapist önce ona karar vermelidir.
  • Danışanın savunmalarına da saygı duyulmalıdır.
  • Sıkışma durumuyla karşılaşıldığında problemler yeniden yapılandırılabilir.
  • İyileşmesi mümkün olmayan şeyleri zorlamamak gereklidir.
  • Zorlu durumlarda danışana öfkeyle misilleme yapılmamalıdır.
  • Esnek kalınmalı ve gerektiğinde daha yaratıcı tedaviler uygulanabilmelidir.
  • Karşıt aktarım yaratan veya uzmanlığı aşan durumlarda başka bir terapiste yönlendirme yapılmalıdır.

Eğer ki yukarıdaki maddelerin hiçbiri işe yaramazsa, işlevsiz davranışların danışan istediği zaman, hazır olduğu zaman değişeceği kabullenilmelidir. Terapist bu noktada kendi görevini onların hızına ve durumuna uyum sağlamak olarak belirlemelidir.

Kaynak

Kottler, J. A., (2017). Terapist Olmak Üzerine, Pegasus Yayınları, 1. Baskı, İstanbul.