Yaygın Kaygı Bozukluğu

  • Ne olduğu fark etmeksizin her konuda endişeli misiniz? 
  • Peki ya endişe yararsız olmanıza sebep oluyorsa? 
  • Ya ne kadar endişe ederseniz edin gelecekteki bir durum ya a problemle ilgili net bir karar alamıyorsanız? 
  • Ve hatta ya bu sonsuz endişeleriniz size hiçbir yarar sağlamadığı gibi çevrenizdeki herkesi de yoruyorsa? 

Eğer bunların sizde olduğunu düşünüyorsanız yaygın kaygı bozukluğuna sahip olma ihtimaliniz yüksek demektir. Bu bozukluğa sahip kişiler en küçük yaşam olaylarında dahi aşırı bir endişe yaşarlar. Aslında onları diğer kaygı bozukluklarından ayıran temel şey de budur. Diğer kaygı bozukluklarında “Günlük hayatta başınıza gelen ve diğerlerinin çok aldırış etmiyor gibi göründüğü olaylarda dahi endişe duyar mısınız?” sorusuna “Evet” diyenlerin oranı %50’yken bu oran yaygın kaygı bozukluğunda %100’e çıkmaktadır. 

Yaygın Kaygı Bozukluğu Temeli

Uzun yıllar boyunca klinisyenler yaygın anksiyete bozukluğunda kişilerin kaygılarını tek bir alana özelleştirmediklerini düşünmüşlerdir. Yaygın kaygı bozukluğu ile diğer kaygı bozukluklarının arasındaki en temel fark kişilerin fizyolojik duyarlılığındadır. Diğer kaygı bozukluklarında stres yaratan durumlar karşısında panik duygusu yaygın kaygıya göre çok daha yoğun ve ağır yaşanır. Birçok araştırmada görülmüştür ki YKB’na sahip kişiler kalp atışı, kan basıncı, nefes hızı gibi fizyolojik duyarlılıkları çok daha az göstermektedirler. Bu kişileri normal gruptan ayıran temel fizyolojik durum ise kas gerginliğidir.  

Yaygın kaygı bozukluğuna sahip kişiler herhangi bir tehlikeye karşı aşırı hassaslardır. Bu aşırı hassasiyet genellikle kişilerin genelleşmiş psikolojik yatkınlıklarından yani çocukluk dönemlerinde oluşturdukları dünyanın güvensiz ve kontrol edilemeyecek tehlikelerle dolu olduğu algısından kaynaklanmaktadır. Bu kişilerde beynin sol tarafının özellikle aktive olduğu gözlenmiştir. Bu da düşünce süreçlerinde eşlik eden belirgin görüntülerin olmadığını ifade eder (çünkü görüntü oluşturan beyin kısmı sağ taraftır). YKB’na sahip kişiler negatif duygulanım ve görüntülerden kaçındıkları için problemlerinin üzerinde çalışmaya fırsat bulamamaktadırlar, bu da onların daima gergin kaslar ile karakterize kronik endişeciler olmasına sebep olmaktadır.  Bu kişilerde daimi endişe, fobilere sahip kişilerde kaçınma süreci ile aynı işlevi görür. Kişiyi korkulan tehlikeli durumdan korur bu sebeple de adaptasyon asla gerçekleşmez.  

Epidemiyoloji

Popülasyonun %3.1’inde görülmektedir ve bu kişilerin 2/3’ünün kadın olduğu ortaya çıkmıştır. Bu kişilerin pek azı tedaviye gelmektedir: yaklaşık olarak %10’u. Bir kez geliştiğinde yaygın kaygı bozukluğu kronik olmaktadır. 12 yıl sonrasında yapılmış bir araştırmada %58’inin iyileştiği bulunmuş ve bu iyileşenlerin de %45’inde durum nüks etmektedir 

Sosyokültürel Bakış

Bu teoriye göre kişiler gerçekten tehlikeli sosyal olaylarla karşılaştıklarında bu bozukluk gelişmektedir. Tehlikeli ortamlarda büyüyen özellikle güç dengesinin olmadığı ülkelerde yetişen çocuklarda, daha düşük sosyoekonomik seviyelerde olan kişilerde yaygın kaygı bozukluğu olma ihtimali daha fazladır. Ancak bu açıklama yeterli değildir. Çünkü durum bu olsaydı tehlikeli ortamda büyüyen her bireyin bu şekilde durumlarla mücadele etmesi gerekirdi. 

Psikodinamik Bakış

Freud’a göre bütün çocuklar kaygı deneyimlerler. Ancak bu kaygının türleri vardır. Gerçekçi kaygı çocuklar gerçek tehlikelerle karşılaştığında oluşur. Nevrotik kaygı çocuklar Id dürtülerini ifade etmekten alıkonulduğunda ortaya çıkar. Ahlaki kaygı ise bu çocuklar Id dürtülerini ifade ettiklerinde ceza verilirse olacaktır. Kişi kaygılarla baş etmek için savunma mekanizmaları kullanır. Eğer bu savunma mekanizmaları işe yaramazsa veya kaygı baş edilemeyecek kadar yüksekse kişide yaygın kaygı bozukluğu gelişir. Psikodinamik bakış açısıyla tedavide serbest çağrışım, aktarım, direnç ve rüya yorumları kullanılarak kişinin kaygının temeline inmesi sağlanır. Daha sonra bu erken dönem ilişki problemlerinin tanımlanması hedeflenir. Kısa dönem psikodinamik terapilerin yararlı olabileceği söylenebilir. 

Hümanistik Bakış

Bu bakış açısının teorisyenleri kişilerin kendilerine kabul edici ve dürüstçe yaklaşımı bıraktıklarında kaygı bozukluğunun gelişebileceğini söyler. Koşulsuz olumlu kabulün ve danışanlara empati ile yaklaşımın faydalı olacağını öne sürer. Ancak bu yaklaşımın etkisi çeşitli araştırmalarda sadece az veya orta olarak gösterilmiştir.  

Bilişsel Bakış

Bilişsel bakış açısı, psikolojik problemlerin fonksiyonel olmayan düşünce tarzlarından kaynaklandığını ileri sürmektedir. Aaron Beck’e göre yaygın kaygı bozukluğuna sahip kişiler sürekli olası tehlikelerle ilgili varsayımlar taşırlar. Durumların veya kişilerin güvenli olduğu kanıtlanana kadar onları güvensiz kabul ederler. En kötüyü farz etmenin en doğru yol olduğuna inanırlar. Bu terapi çeşidinde terapist uyumsuz varsayımların değiştirmesini amaçlamaktadır. Danışanların endişenin oynadığı rolü anlamaları ve bu konudaki görüşlerini ve tepkilerini değiştirmelerine çalışmak temel amaçtır. Terapistlerin danışanlara endişenin yayın kaygı bozukluğundaki rolü, kendi bedenlerindeki değişimler ve bilişsel algıları ile ilgili psikoeğitim vermeleri ile süreç başlar. Bu şekilde danışanlar endişeye dair genel bir algı edinirler. Sonrasında danışanların dünyayı daha az tehlikeli görmeleri, daha az endişelenmeleri ve baş etmek için daha etkili yollar geliştirmeleri hedeflenir.