Terapide Sözel Olmayan İletişim

Sözsüz iletişimin değeri her geçen gün daha fazla araştırma ile ortaya konmaktadır (Egan, 2011). Kimi zaman insanlar söyleyemedikleri şeyleri hareketler, ifadeler, bakış ile ortaya çok daha rahat koyarlar. Bu anlamda yüz ve beden iyi birer iletişim aracıdır. Hatta kimi zaman insanlar konuşmadan sadece yan yana durduklarında dahi bir şeyler anlatmaktadır. Terapide de bu durum geçerlidir; bazı zamanlarda danışan kendini ses tonu, yüz ifadesi, vücut hareketleri ve fizyolojik tepkileriyle çok daha fazla açığa çıkarır. Terapistin özellikle dikkat etmesi gereken etkenler aşağıdaki gibidir (Egan, 2011):

  • Beden Davranışları: Duruş, vücut hareketleri, jestler gibi
  • Göz Davranışları: Göz kontağı kuruyor mu, gözlerini devirdiği durumlar neler, gözlerini dikerek bakıyor mu
  • Yüz İfadeleri: Gülümseme, somurtma, tiksinme, küçümseme, dudak bükme gibi evrensel duyguları ileten yüz ifadeleri
  • Fizyolojik Tepkiler: Solunum hızlanması, kızarma, ten renginin atması gibi
  • Fiziksel Özellikler: Güçlü duruyor mu, kilosu, sağlığına ne kadar dikkat ediyor, ten rengi nedir
  • Alan: Terapiste yakın mı oturuyor uzak mı
  • Genel Görünüm: Nasıl giyiniyor, giyiminde herhangi dini bir simge var mı, kıyafetleri kirli mi temiz mi, kişisel bakımı nasıl, makyaj yapmış mı, dövme/piercing mevcut mu, estetik var mı

Peki Ya Terapistlerin Sözsüz Davranışları?

Danışanlar terapistlerin her tepkisine ve her davranışına karşı oldukça duyarlıdır. Bunun sebebi aslında terapistlerin bir sürü danışanı olmasına rağmen, danışanların tek bir terapisti olması ve ona oldukça büyük önem atfetmeleridir. Kimi zaman danışanlarda yanlış algılanma, yadırganma, eleştirilme korkusu olur ve terapistin davranışlarında bunun sinyallerini ararlar. Diğer bazı durumlarda danışanlar terapistten kendileri gibi düşündüğünü duymak ister, ondan sözel olmasa da bir onay, takdir beklerler. Durum veya danışanın beklentisi ne olursa olsun, terapistlerin sözel olmayan iletişimi danışanları iyiye veya kötüye götürme etkisine sahiptir. Dikkatli ve yargılayıcı olmayan, empatik bir tavır onları güven duymaya, açılmaya ve kendilerini keşfetmeye teşvik eder. Öte yandan isteksiz bir tavır danışanda güvensizlik doğurur ve terapötik ilişkinin gelişmesine mani olur. Kimi davranışlar danışanlar tarafından yanlış yorumlanmaya açıktır. Örneğin terapistin sessiz kalması onay bekleyen danışan tarafından reddedilme olarak anlaşılabilir. Bu durumlara karşı terapistlerin her zaman kendi sözel olmayan tepkilerine danışanlar tarafından verilen karşılıklara hazır olmaları gerekmektedir. Bu bir öz denetim süreci gerektirmektedir.

Terapist Kendi Sözel Olmayan Davranışlarında Nelere Dikkat Edebilir?

  • Öncelikle danışanla yüz yüze oturmak önemlidir. Bu ilgiyi gösteren bir tavırdır ve kişinin iletişime açık olduğunu gösterir.
  • Açık duruş benimsenmelidir. Bu duruş, savunmacı olmayan bir tutum olarak görülür ve kolların ya da bacakların kavuşturulmamasını içerir.
  • Göz teması devam etmelidir. Bu konuda yapılmış çalışmalar, terapistin danışan konuşurken göz temasını aralıksız devam ettirmesinin en iyi yol olacağı kanısındadır. Seninleyim, ilgiliyim demenin bir yöntemi olarak kabul edilir. Göz kontağı, göz dikmek ile aynı şey değildir, karşıdaki tarafından rahatsız edici olarak algılanılmamasına dikkat edilmelidir. Terapist kendisi konuşurken ise göz kontağını bozabilir, danışanın yan taraflarına doğru kısa süreler ile bakabilir.
  • Vücut postürü danışana göre ayarlanmalıdır. Bu danışan eğildiği zaman danışana doğru eğilmeyi, vücudun üst kısmını hareket ettirmeyi içerir. Ancak bu durumda kritik nokta ‘danışanın durumuna göre ayarlanması’dır. Eğer danışan aynı hareketleri yapmıyorsa bu onun tarafından fazla samimiyet olarak algılanabilir, rahatsızlık yaratabilir.
  • Rahat ve doğal davranmaya çalışılmalıdır. Bu iki bileşeni içerir. Birincisi, gerginlikle yerinden kımıldamamak yani dağıtıcı bir yüz ifadesi sergilememektir. İkincisi ise bedeni kişisel iletişimde bir parça olarak kullanırken rahat olmaktır.
  • Not almanın görüşmenin akışı ve uyumunu etkilemesine izin verilmemelidir. Bazı danışanlar paranoya yapabilir ve ısrarla deftere bakmaya çalışabilir ama her danışan aslında ne yazdığınızı merak eder. Bu sebeple onların görmesinin istenmeyeceği şeyler yazılmaması önemlidir.
  • Aynalama önemli bir görüşme tekniğidir, terapist ile danışan arasında beden dili açısından eşzamanlılık ve tutarlılık sağlamak demektir. Bu anlamda eliyle saçlarına dokunan kimi danışanların karşısında terapist de kendini saçlarına dokunurken bulabilir.
  • Ses tonlaması yumuşak ama güçlü olmalıdır. Kişilerarası iletişim genellikle ne söylenilenle değil nasıl söylendiği ile belirlenir. Sert bir ses tonu diğer insanları iter, kendinden emin olmayan zayıf bir ses tonu ise ne yaptığını bilmiyor imajı verir. Bu bağlamda danışanın yönlendirmesini takip etmek, onun ses tonu ve konuşma hızına yakın bir ayarlama yapmak gerekebilir.
  • Çok fazla el-kol veya kafa hareketinden kaçınılmalıdır. Terapistlerin dikkat etmesi gereken diğer bir nokta fazla el hareketinin veya ısrarla kafa sallamanın dikkat dağıtıcı işlev görebileceği ve danışanı uzaklaştırabileceğidir.
  • Terapistin de kişisel bakımına dikkat etmesi gerekir. Birçok danışan, terapisti tarafından önemli olmayı ister. Ancak terapistini dağınık, kirli ve özensiz kıyafetlerle, yorgun veya bakımsız bir şekilde gördüğünde bunu kendine özen gösterilmemesi, önem verilmemesi olarak algılar. Bu da terapötik ilişki önünde bir engel oluşturur.
  • Oturma mesafesi iyi ayarlanmalıdır. Oturacağı yeri danışanın seçmesine rağmen, seans odasındaki koltukları ayarlayan ve danışanın oturmasından sonra kendini bir yere konumlandıracak olan terapisttir. Bu noktada terapistin danışana ne çok uzak, ne de çok aşırı yakın bir mesafe belirlemesi, arada engel gibi görülebilecek eşyalardan uzak durması önemlidir.

Kaynak

Egan, G. (2011). Psikolojik Danışma Becerileri, Kaknüs Psikoloji, İstanbul