Öğrenilmiş Çaresizlik

Kazanılmış başarısızlık sendromu ya da bilinen adıyla öğrenilmiş çaresizlik, Seligman ve Maier tarafından 1967’de yapılmış deney sonunda ortaya konmuştur. Bu deneyde köpekler üç seçenekten birine gruplandırılmıştır: şoktan kaçılmayan koşul, şoktan kaçılabilen koşul, şokun olmadığı koşul. Deneyin ikinci aşamasında bütün köpeklere şok verilmiş ve ‘kaçma imkanı’ tanınmıştır. Deneyin bu aşamasında ilginç bir şey olmuştur; ilk aşamada hiçbir şekilde şoktan kaçamayan köpeklerin çoğu önce stresle koşturmuş daha sonra çaresizce zemine uzanıp şoka maruz kalmayı beklemişlerdir. Bu fenomen, yani geçmiş başarısızlık durumunda çabaların işe yaramadığını düşünüp denemeyi bırakmışlardır. Martin Seligman, kendi deneyinin sonuçlarına dayanarak, 1974’te depresyonun bilişsel açıklaması için ‘öğrenilmiş çaresizlik’ teorisini önermiştir. Bu teoriye göre, depresyon bir kişinin negatif durumlardan kaçma girişimleri başarısız olduğunda gerçekleşir. Seligman, öğrenilmiş çaresizlik duygusunun, bireyin harekete geçmektense boş vermesine, bir işi öğrenmeyi ertelemesine ve depresyon ya da kaygı gibi duygusal sorunlar yaşamasına yol açarak bireye zarar verdiğini belirtmektedir. Örneğin öğrenilmiş çaresizlik yaşayan bir birey, birkaç sigara bırakma denemesinin başarısız olmasından sonra denemeyi bırakmış, sonsuza kadar içici olarak kalacağını kabul etmiş olabilir.

Hangi inançlar sebep olmaktadır?

Öğrenilmiş çaresizlik temel olarak kişinin inançlarında yer üç kavramı içermektedir. Bunlar; kalıcılık, kapsayıcılık ve kişiselleştirmedir. Öncelikle kişi durumun kalıcı olduğuna inanmaktadır. Örneğin bir arkadaşı ona kızdıysa, kişi arkadaşının onunla bir daha asla arkadaş olmayacağını düşünebilir. Kapsayıcılık ise kişinin içinde bulunduğu durumu genellemesidir, diğerlerini de kapsayan hale getirmesidir. Örneğin kişi bir arkadaşının onu partiye davet etmemesini ‘beni kimse sevmiyor’ olarak yorumlayabilmektedir. Son olarak kişiselleştirme, kişinin negatif durumları ya da aksaklıkları herhangi bir dış etken ya da kötü şans olarak görmek yerine tamamen kendi suçuymuş gibi görmesini ifade etmektedir.  Kişinin hatalarından ders çıkarması önemli olmasına rağmen, sürekli olayları kendi suçuymuş gibi görmesi kendine güvende sıkıntılar yaratabilmekte ve depresyona neden olabilmektedir.

Öğrenilmiş Çaresizlik-Depresyon

Kişiler öğrenilmiş çaresizlik yaşadıklarında depresyona yakın bir ruh hali içine girmektedirler. Hatta belirtileri dahi kaygı, umutsuzluk, uykusuzluk, kronik mutsuzluk gibi depresif belirtilerden oluşmaktadır. Hedeflerine ‘Ne olursa olsun yapamayacağım’ mantığıyla yaklaştıkları için pasif bir tutumda oldukları düşünülmektedir. Ancak depresyon daha genel iken, öğrenilmiş çaresizlik genellikle bir olgu veya hedefle ilişkilendirilmektedir. Kişinin öğrenilmiş çaresizliği çok genel ise depresyona sebep olabilmektedir. Bu bağlamda, yaygınlaşmasına izin vermeden müdahale etmek, terapide çözmeyi denemek önemli olmaktadır.

Bilişsel Davranışçı Terapi Neler Yapabilir?

Bilişsel davranışçı terapi öğrenilmiş çaresizliğe katkıda bulunan düşünce ve davranış kalıplarının üstesinden gelmede yararlı olabilir çünkü amacı, hastaların öğrenilmiş çaresizlik duygularına katkıda bulunan olumsuz düşünce kalıplarını belirlemelerine yardımcı olmak ve bu düşünceleri daha iyimser ve rasyonel düşüncelerle değiştirmektir. Bu süreç düşüncelerin analizini ve eğer işlevsiz oldukları kanısındaysak onlara meydan okuyup, olumsuz düşünce kalıplarına itiraz etmeyi içermektedir.

 

Kaynaklar

https://evrimagaci.org/ogrenilmis-caresizlik-kesfi-ve-anlami-2509

https://tr.wikipedia.org/wiki/Kazan%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F_ba%C5%9Far%C4%B1s%C4%B1zl%C4%B1k_sendromu_(psikoloji)

https://psychology.jrank.org/pages/375/Learned-Helplessness.html

Seligman, Martin E. P.; Overmier, J.B. (1967). “Effects of inescapable shock upon subsequent escape and avoidance responding”. Journal of Comparative and Physiological Psychology (İngilizce), 63, s. 28–33.