Mesleğe Yeni Başlayan Terapistlerin Zorlanabilecekleri Konular Nelerdir?

Psikoloji bölümü okumanın keşfetmenin çok keyifli olduğu bir bölümdür. Kişi, araştırıp yeni kavramlar öğrenirken kendine dair de birçok şeyi daha derin anlama fırsatı bulur. Ancak mesleğe başladığında birçok konunun teorideki gibi olmadığını, pratik yaşamın çok daha farklı ilerleyebileceğini görecektir. Terapist olarak çalışmaya başlandığında tipik olarak karşılaşılan bazı temel konular vardır:

Sahip Olunan Kaygı ile Başa Çıkma: Mesleğe yeni başlayan genç ve hevesli psikologlar için ilk danışanlar çelişkili duygular uyandırır. Belirli düzeyde duyulan kaygı normaldir ve kişinin belirsizliğin farkında olduğunu ve danışana yardım etmek istediğini gösterir. Herkes kendine dair kuşkulara kapılabilir, önemli olan bunlarla nasıl başa çıktığıdır. Bu aşamada kişiye yararlı olabilecek bir yaklaşım bu duygularını iş arkadaşları veya süpervizörü ile paylaşması olabilir çünkü aşağı yukarı herkes benzer aşamalardan geçmiştir.

Kendini İfade Edebilme: Kişinin kendi farkındalığı yüksekse uygulama konusunda endişe duyar ve genellikle basitçe kendisi olma konusunda zorluk yaşayabilir. Özellikle mesleğin başında olan kişiler için başkalarının modellenmesi sıklıkla görülür, doğaldır ancak bir zaman sonra kendine dair doğal ve aşırı uçlarda olmayan bir tarz edinmesi gerekir.

Kusursuzluk Çabasından Uzaklaşabilme: Terapistlerde sıklıkla var olan bir şema mükemmellik şemasıdır. Kişi her ne kadar bilişsel olarak kimsenin mükemmel olmadığını bilse de, duygusal olarak mükemmel olması gerekliliğine kendini inandırabilir. Yeni başlayan terapistlerde olan bir algı bilgi eksikliklerinin olması durumunda itibarlarının zarar göreceğidir. İşin aslı, mesleğe yeni başlamış da olsa çok deneyimli bir terapist de olsa kişinin mutlaka hata yapacağıdır. Bu durumdan kaçınmak mümkün gözükmemektedir. Önemli olan hatalarının farkında olmak, kendini farklı göstermeye çalışmamak ve hatalardan ders çıkarabilmektir. Ancak hata yapma riskini alan kişiler kendilerini geliştirme olanağı bulabilirler.

Kişisel Sınırlar Hakkında Dürüst Olabilme: Kimse her danışanla çalışırken başarılı olamaz. Deneyimli terapistler dahi kendilerini zorlayan danışanlarda kuşkuya düşebilir ve kendilerini yetersiz görebilirler. Ancak kişinin limitleri konusunda gerçekçi bir algıya sahip olması ve kendine, danışanına karşı dürüst olabilmesi gerekir. Her terapistin çalışmayı zor bulduğu, karşıt aktarımın kuvvetli olduğu ve bu nedenle çalışmasının doğru olmayacağı danışanları bulunur. Bunların bilincinde olmak ve kişisel limitlerini belirleyebilmek yeni başlamış bir terapist için gereklidir.

Sessizliğin Ne Anlama Geldiğini Fark Edebilme: Mesleğe yeni başlayan bir danışan için sessizlik korkutucudur, seansın boşa geçtiği, yararlı olmadığı kaygılarını tetikler. Ancak aslında terapide sessizliğin birçok anlamı olabilir. Danışan sessiz bir kişiliğe sahip olabilir, daha önce konuşulanları düşünüyor olabilir, terapistten yönlendirici olmasını bekliyor olabilir, başka şeyleri düşünüyor olabilir veya o anda söyleyecek bir şey bulamamış olabilir. Aslında kimi zaman sessizlik ortamı canlandırıcı bir etki de yaratabilir ve sözlerden daha etkili bile olabilir. Terapistin öncelikle sessizliği ve bunun onda uyandırdığı çağrışımları kabul etmesi gerekir.

Danışanların İstekleriyle Çalışabilme: Mesleğe yeni başlayan terapistler için çok talepkar danışanlar yorucu olabilmektedir çünkü yardımcı olmak için kendilerinden talep edilenin büyüklüğüne bakmaksızın gerçekçi olmayan istekleri de yerine getirmeye çalışıp kendilerini sıkıntıya sokabilirler. Kimi danışanlar terapistleri evden arayabilir, seansları uzatmak isteyebilir, sürekli son anda ek seans talep edebilir, sosyal ilişki kurmaya çalışabilir. Bu gibi durumlar da daha tecrübesiz terapistler için zorlayıcı olabilir, nasıl başa çıkacaklarını bilemeyebilirler. Yapılması gereken ise ilk seanslarda çerçeve oluşturmaktır.

İsteksiz Danışanlarla Psikolojik Danışma: Kimi danışanlar aileleri tarafından zorla getirilir, kimileri eşleri tarafından ültimatom verildiği için terapiye gelir, diğerleri mahkeme kararıyla gelmek zorunda kalır. Bu danışanlarla çalışırken terapötik ilişki kurmak zor olmaktadır. Yapılması gereken öncelikle kurulacak ilişkiyle alakalı detayları belirlemek ve gerçekçi olmayan hedeflerden uzak durmaktır. Gizlilik dahil her detayın danışan ile paylaşılması gerekir.

Belirsizlik İle Başa Çıkabilme: Mesleğe yeni başlayan terapistler için uygulamaların sonuçlarını görmek kaygılı olmaktadır. Karşısındakine gerçekten yararlı olduğunu görmek önemli olmaktadır. Ancak kimi zaman danışanlar kötüye de gidebilir, dalgalanmalar yaşanabilir. Danışan terapi depresyonu yaşayabilir. Gelişimsel süreçte bunların hepsi normaldir. Terapistin bunları kabul etmesi ve kişisel algılaması gerekir.

Danışanla İlişkide Kendini Tükenmişlikten Koruyabilme: Yeni başlayan terapistlerin dikkat etmesi gereken diğer bir konu danışanların nevrotik belirtilerini kendileriyle birleştirmedir. Terapistlerin “Danışanların gitmelerine” izin vermeyi ve onları tekrar görene kadar sorunlarını yanında taşımamayı, onların yaşadığı problemleri kendi hayatlarına yansıtmamayı öğrenmeleri gerekmektedir.

Danışanla Sorumluluğu Paylaşabilme: Danışanla dengede bir sorumluluk paylaşımını sağlamak da deneyim isteyen bir süreçtir. Terapide ortaya çıkan herhangi bir sorunu terapistin tek başına üzerine almaması gerekir. Bu durum, kendi kararlarını vererek güçlenecek danışanların gereksinim duyduğu sorumluluk haklarını ellerinden almak anlamına gelir. Terapistin erkenden tükenme olasılığını da arttırır. Birçok danışan kendi kararlarını verme konusunda terapiste danışır ve sihirli bir yanıt bekler. Ancak danışanların yaşamlarını yönetmek için gereken sorumluluklarda terapistin hiçbir rolü yoktur, bunun anlaşılması gerekmektedir.

Öğüt Vermekten Kaçınma: Bazı danışanlar için terapiye geliş sebebi öğüt duymaktır. Kendileri adına karar verecek ve sorumluluklarını alabilecek birini ararlar. Terapistin kendinden istenen şekilde önerilerde bulunmak yerine, “Sence bu sorundan kurtulmak için yöntemler neler olabilir?” gibi düşünmeye sevk etmesi gerekmektedir. Terapistin görevi danışanın bağımsız kararlar almasına ve kararlarının sonuçlarına katlanmasına yardım etmektir.

Kendi Tarzını Oluşturma: Eğitim sürecinde olan terapistler genellikle süpervizörlerini veya alandan bildikleri herhangi başka birini taklit etme eğiliminde olabilirler. Bu durumda tek bir doğru yolun olmadığını ve deneme yöntemiyle kendine ait bir tarzın oluşturulması gerektiğini keşfetmeleri gerekir. Her terapistin kendine özgü bir potansiyeli vardır, bunu ortaya çıkarması zaman alır ancak taklitleri uzun süre sürdürmek bunun ortaya çıkmasına zarar verir.

Uygun Tekniklere Karar Verebilme: Kimi zaman mesleğe yeni başlayan terapistler, terapinin tıkandığını hissettikleri durumlarda doğru teknikler arama yoluna giderler. Ancak tekniklere çok fazla bağlanmak terapötik ilişkiyi arka plana iter, terapiyi daha verimsiz hale getirir ve mekanikleştirir. İdeal olan terapistlerin kullandıkları tekniklerin terapötik ilişki içerisinde geliştirilmesi ve danışanın farklılığını arttırmasıdır. Sırf zamanı doldurmak veya kendilerini “ben elimden geleni yaptım” a ikna etmek için en sık kullanılan yöntemleri gereksiz, uygunsuz şekilde kullanmaktan kaçınılmalıdır.

Para Konusunda Rahat Olabilme: Yeni başlayan terapistlerin en zorlandığı konulardan biri terapi karşılığı para talep etmektir. Birçok kişi bu işi kendilerini utandıran bir parça olarak görür, parayı elden teslim almayı tercih etmez. Bu durumlarda terapistlerin akıllarında bulundurması gereken şudur ki; bir kişi sürekli olarak geliyor ve devam ediyorsa aldığı bir şeyler, gördüğü yararlar mutlaka vardır. Terapistler toplumda oluşmuş algının tersine sohbet etmek için değil, kişiye kullanabileceği yararlı teknikler göstermek, onların hayatlarında değişim yaratmalarına yardımcı olmak için vardır.

Kendinin Farkında Olma ve Önyargılar İle Başa Çıkabilme: Yeni başlayan terapistler için en zorlayıcı konulardan biri kendilerine dair bir farkındalık geliştirip, karşıt aktarımın tetikleneceği kişileri tespit etmek, önyargılarını anlayabilmektir. Her terapist farklı kültürel geçmişten gelir, kendine dair getirdiği bazı algılar veya inançlar olabilir. Bütün bu süreçlerin, şemaların terapiyi nasıl etkilediği ve danışanlara dair nasıl bir algı geliştirdikleri keşfedilmesi gereken durumlardır. Terapistlerin kendi terapilerine başlamaları ve süpervizyon görmeleri bu anlamda çok değerli ve gerekli olmaktadır.

Kaynaklar

https://gaudior.livejournal.com/426681.html

Corey, G. (2008). Psikolojik Danışma Kuram ve Uygulamaları. Ankara: Mentis Yayıncılık