Depresyonda Dış İhtiyaçların Abartılması

depresyonda-dış-ihtiyaçların-abartılması

BDT Araştırmaları

Depresif hastalar günlük yaşamda kendisine önceden heyecan veren uğraşlar olduğu halde şimdi  bu sorumluluklar bir yük olmaktadır. Hatta bazı hastalar bu ezici yük altında çok ezildiklerine inanırlar ve tek kaçış yolu olarak intiharı düşünürler. Oysa kişi içinde bulunduğu durumun boyutlarını  ve önemini fazlasıyla abarttığı ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte kişi eski bakış açısını yeniden kazanabilir ve neler yapması nasıl yapması gerektiğine karar verebilir.  Terapistin rolü  bu süreçte ortaya çıkar, yapılması gerekenlerin bir listesini danışana çıkartır ve bunların önceliklerini belirler ve uygun bir hareket rotası formüle eder. Burada önemli olan yapılan danışanın küçültücü düşünceleri sebebiyle tedavi planının aksaklığa uğramasıdır. Terapist bu noktada olumsuz düşünceleri ortaya çıkartmak için bilişsel prova yöntemini kullanmalıdır.

Bilişsel ve Davranışçı Terapinin Araştırma Sonuçları

Kronik ve sürekli nükseden  depresyona sahip olan üç hasta bilişsel davranışçı terapi teknikleri ile tedavi edilmiştir. Bilişsel yaklaşım hastanın üzerine aldığı görevle ilgili sahip olduğu olumsuz fikirleri açığa çıkarıp düzeltmeyi hedeflerken, davranışçı yaklaşım aktivite listesi kullanmayı içermektedir. Bu hastalar sonradan herhangi bir ilaç tedavisi görmemelerine rağmen BDT ile hemen ve kalıcı bir iyileşme sonucu göstermiştir.

Show tarafından yapılan bir çalışmada klinik popülasyonda bilişsel terapinin etkisini ortaya koymuştur. Aile hekimleri tarafından ayakta tedavi edilen psikiyatri kliniklerine gönderilen depresif hastalara bilişsel terapiyi uygulamıştır. Hastaları bireysel psikoterapi ile haftada iki kez olarak toplam on seansta tedavi etmiştir. Ayrıca toplamda on haftanın sonunda en kötü depresyon skoru minimum düzeye inmiştir.

Bir diğer araştırmada ise Pensilvanya Üniversitesindeki araştırma grubu ayakta tedavi gören 31 hasta ile etkisi kanıtlanmış antidepresan bir ilaç ve psikoterapi arasında kontrollü bir kıyaslama hedeflenmiştir. Katılımcılar maksimum 12 hafta boyunca haftada iki kez seansa alınmış, seans sıklığı tedavinin sonuna doğru azalmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçların bir kaçı şöyledir;

Altı aylık takibin arkasından psikoterapi alan hastalar  iyi durumlarını muhafaza ettiler ve klinik anlamda iyileşmeleri ilaçla tedavi gören hastalara oranla daha iyi olmuştur. 

Psikoterapi grubundaki hastaların umutsuzluklarında, ilaçla tedavi gören hastalarınkine kıyasla daha hızlı bir iyileşme görüldü. Umutsuzluk intihar riskinin sinyali olduğu için, psikoterapinin intihar riskinin süresini kısaltma açısından etkili olduğunu söylemek mümkündür.

Özetle, son yıllarda yapılan kontrollü çalışma sonuçları, bu tekniklerin hasta üzerinde ne kadar etkin olduğunu göstermiş ve depresif hastalar için uygulanan deneysel psikoterapinin genel kabulünü ve iyileşme vaadini ortaya koymuştur.

Kaynak 

  • Beck,A.T. (2015).  Bilissel Terapi ve Duygusal Bozukluklar. Istanbul, Litera Yayincilik