Depresyon Nedir?

Depresyon psikiyatrik hastalıklar arasında en sık görülenlerden birisi olup tüm tıbbı durumlar arasında yeti yitimine en çok sebep olan hastalıktır. Istatistikler, yaşam boyu görülme sıklığını %3 ile %12 olarak göstermiştir. Bunlara ek olarak tüm depresyonların %70 yineleme olasılığı var olmakla birlikte tekrarlanmış olması tekrarlama olasılığını ve sıklığını arttırmaktadır. Bu sebepten dolayı amaç ilk olarak depresyonun önlenmesi olmalıdır. Eğer bu mümkün değil ise atak sayısını (yineleme sıklığını) minimuma indirmememiz gerekmektedir.

Depresyonda yineleme için risk etkenleri aşağıdaki gibi sıralanabilir;

Daha önce depresyon geçirmiş olmak veya kalıntı belirtilerin varlığı
Duygu durum bozuklukları için aile öyküsü bulunması
Anksiyete ve madde kullanımı depresyonla birlikte görülmesi
Kronik depresyona sahip olmak
Başlangıç yası 60 yas üzerinde olması

Depresyonun Düzeyleri

Depresyonun düzeyleri hafif ve ağır/(Majör) depresyon olarak ikiye ayrılmaktadır. Hafif depresyonda hastaneye yatış gerekmemektedir. Kişinin gerçeği değerlendirme yetileri korunmuş, delüzyon ve halüsinasyonları yoktur. Bunlara ek olarak intihar düşünceleride bulunmamaktadır. Majör depresyonda ise bunun aksine intihar ve cinayet düşünceleri vardır. Kişilerin gerçeği değerlendirme yetileri bozulmuş olmakla birlikte delüzyon ve halüsinasyonları mevcuttur. Bu delüzyon ve halüsinasyonlar gerçeklikten kopmuş psikotik durumlar değildir. Sadece kişilerin yaşamları ile ilgili gerçek dışı yorumlarıdır. Örneğin, eğitim geçmişi ve kariyeri çok iyi olan bir hastanın bir hafta önce yeni bir terfi almasına rağmen kendini hala çok başarısız hissetmesi kendiyle ilgili gerçek dışı yorum sayılabilmektedir. Dahası ağır depresyon sürecinde kişinin fonksiyonel kayıpları vardır; yemeği reddetme veya katatoni yasayabilirler.  Genellikle bir psikiyatrist tarafından değerlendirilmeli ve bazen hastaneye yatışları gerekmektedir.

Majör Depresyon Klinik Belirtileri

Majör depresyon yaşayan kişilerde enerji azalması ve yorgunluk hissi oldukça yoğundur. Bu sebepten dolayı kişi bakımında sıkıntılar yaşayabilmekte, günlük bakımlarını bile aksatabilmektedirler. Sağlıklı bireylere göre görünümlerinde de belirgin farklılıklar mevcuttur. Genellikle çökkün görünüme sahiptirler; Omuzları çökük , kamburumsu duruşa ve donuk bakışları vardır. Ayrıca bu kişilerin davranışlarının yavaşladığını fark edebilirsiniz buda en sık görülen belirtilerden biri olan psikomotor yavaşlamadır. Davranışlarının yanında konuşma miktarı ve volümü de azalmaktadır. İletişim kurarken bilgi vermeyen kısa cümleler ile konuşmayı tercih ederler, genellikle tek kelime ve geç yanıt vermektedirler.

Majör Depresif Bozukluk DSM V Tanı kriterleri

Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatiksel El kitabında (DSM V) listelenen Majör Depresyon belirti kriterlerine göre aşağıdaki belirtilerden 5 veya daha fazlasına sahip olmak ve bunları en az 2 haftadan daha uzun bir süre boyunca yaşamak gerekir. Bunlara ek olarak 1. Veya 2. kriter mutlaka bulunmalıdır.

Depresif duygu durum
Anhedoni, ilgi-istek azalması
İştah azalması yada artması
Uyku azalması yada artması
Psikomotor yavaşlama yada ajitasyon, yavaş konuşma, hareketlerde yavaşlama yada ajite (sürekli saç çekmesi veya elini ovuşturması)
Enerji azalması yorgunluk
Suçluluk  ve değersizlik hissi
Konsantrasyon güçlüğü
İntihar eğilimi, mutlaka değerlendirilmesi gereken bir konu, eğilim varsa önlem alınmalı.

Diğer Depresyon Türleri

Distimi

İnatçı depresyon olarak bilinen distimi genel popülasyonun %5 veya %6’sinda  görülür. Depresif belirtiler daha hafif ama daha uzun surelidir. Majör depresif bozukluğunda görülen yaşamdan zevk alamama, ilgi kaybı, suçluluk, düşük benlik saygısı, umutsuzluk ve konsantrasyon eksikliği gibi semptomlar belirginken; uyku veya iştah değişiklikleri belirgin değildir. Ağır olmayan, en az iki yıl sürmekte olan bu belirtiler depresyondaki gibi ataklar halinde seyretmez. Ancak hem depresif ataklar yaşayıp hem de distimi yaşam sekli vardır; buna cifte depresyon denir. Kişiler distimide var olan belirtileri yaşam sekli haline getirme eğilimindedirler. Bu sebepten dolayı terapi ve ilaç tedavisi daha zorlayıcıdır. Genellikle  ilaç tedavisinde daha yüksek dozlar kullanılır ve uzun sureli tedavi gerekir.

Premenstrual Disforik Bozukluk

Kadınlarda biyolojik değişikliklerle tetiklenen somatopsişik bir hastalıktır. Premenstruel sendrom kadınlarda menstruel döngünün geç luteal döneminde memelerde şişkinlik, baş ağrısı, halsizlik ve kilo alımı gibi fiziksel ve depresif duygu durum, irritabilite, gerginlik gibi ruhsal belirtilerle kendini ortaya koyan bir tablodur. Bu tablo genellikle mensturasyonun başlamasıyla ortadan kalkar. Temelde biyolojik etkenler olmasına rağmen psikososyal etkenlerde bozukluğun şiddeti üzerinde etkilere sahiptir.

Kaynaklar

Turkcapar, A. F., & Turkcapar, M., H. (2011). ‘’Premenstrual Sendrom ve Premenstrual Disforik Bozuklukta Tani ve Tedavi: Bir Gozden Gecirme, Klinik Psikiyatri, 14:241-253.