Değişik Yaklaşımlara Göre Obsesif Kompulsif Bozukluk

değişik-yaklaşımlara-göre-obsesif-kompulsif-bozukluk

Psikodinamik Yaklaşım

Psikodinamik yaklaşıma göre, çocuklar kendi id dürtülerinden korktuklarında ve bununla baş etmek için egonun savunma mekanizmalarını kullandıklarında kaygı bozuklukları oluşmaktaydı. OKB’nin diğer kaygı bozukluklarından farkı ise; id ile egonun arasındaki savaşın bilinçdışında olmaması, düşünceler ve davranışlar ile ortaya konmasıdır. Bu şekilde düşünüldüğünde id dürtüleri obsesif düşünceler v egonun savunma mekanizmaları karşıt düşünceler veya kompulsif davranışlar olabilir. OKB bu bakış açısından id ve egonun bariz bir savaşıdır. Freud’a göre çocukların anal döneminde gelişmektedir. Bu yaklaşıma göre amaç çatışmaları ve savunmaları ortaya çıkarmaktır. Başlıca teknikler ise yorumlama ve serbest çağrışımı kullanmadır. Yapılmış araştırmalarda bu terapinin etkinliğine dair çok kanıt bulunamamıştır. 

Davranışçı Yaklaşım

Davranışçı yaklaşım obsesyonlara odaklanmaktansa, kompulsiyonları açıklamak ve tedavi etmeye yönelmişlerdir. Bu yaklaşıma göre kişiler kompulsiyonları şans eseri oluşturmaktadır. Korku dolu bir durumla karşılaştıklarında bir davranış sergilemektedirler ve eğer tehlikeli durum ortadan kalkarsa bu davranış pekişmektedir. Tekrarlandıkça da kişiler durumu değiştirenin kompulsif davranış olduğuna inanmaktadır. Açıklama konusunda yetersiz kalsa da davranışsal yaklaşım tedavi konusunda etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Maruz kalma yöntemleri bu kişilerde sıklıkla etkili olmaktadır. Kişiler kaygıyı tetikleyen duruma maruz bırakılmakta ve kompulsif davranışlara direnmeleri söylenmektedir. Terapist bu durumda danışanı modelleyebilmektedir ve ev ödevleri tedavinin önemli bir parçası olmaktadır. Tedavi kişiler için önemli ve uzun süreli etkiler yaratabilmektedir. Ancak tek başına kompulsiyonların değiştirilmesine çalışmak obsesyonlar devam ederken yeterli olmamaktadır. 

Bilişsel Yaklaşım

Bilişsel yaklaşım herkesin tekrarlayan, istenmedik ve araya giren rahatsız edici düşüncelere sahip olduğunu savunur. Ancak OKB’ye sahip kişiler bu düşünceler için kendilerini suçlamakta ve sonucunda kötü şeyler olacağına dair inanç gütmektedirler. Bu inanca sahip olduları içi de negatif sonuçlardan kaçınmak için düşünceleri ‘nötralize etme’ ye çalışmaktadırlar. Nötralize düşünce ve davranışları aşağıdakileri içerebilir:

  • Güvence aramak
  • Kendini iyi düşüncelere yönlendirmek
  • Yıkamak
  • Kontrol etmek

Bu nötralize etme davranışları kaygıyı azaltırsa, onlar güçlenmekte ve kişi bu davranışları sonrasında da yapmaya devam etmektedir. Bu da kişinin düşüncelerin tehlikeli olduğuna dair inancına kanıt sağlamaktadır. 

Peki herkesin rahatsız edici düşünceleri varsa neden sadece bazı insanlar OKB geliştirir?

OKB’ye sahip kişiler;

  • Diğerlerinden daha depresif olma eğilimindedir
  • Diğerlerine göre ahlaki değerleri ve standartlar daha yüksektir
  • Düşüncelerin davranışlara eşit olduğunu ve zarar getirebileceğini düşünmektedirer
  • Kendi davranış ve düşünceleri üzerinde tamamen kontrole sahip olabileceklerini düşünmektedirler.

Peki Terapide Neler Yapılabilir?

Bilişsel terapistler obsesif düşünceler ve kompulsif davranışlar üzerinde bilişsel süreçlere odaklanırlar. Bu bağlamda danışana davranış ve düşüncelerle ilgili psikoeğitim vermek terapinin çok önemli bir parçasını oluşturur. Daha sonrasında ise davranışsal yöntemler ile birleştirerek yüksek verim alınabilir. Bu aşamalarda kişi korkuya yol açan durumlara sistematik bir şekilde maruz bırakılır ve kompulsif ritüelleri engellenir. 

Biyolojik Yaklaşım

Aileler üzerinde yapılmış çalışmalar göstermiştir ki OKB’nin biyolojik bir temeli de bulunmaktadır. Araştırmalar tek yumurta ikizlerinde %53, çift yumurta ikizlerinde ise %23 oranında görüldüğünü göstermektedir. Biyolojik araştırmalar bu kişilerde serotoninde dengesizlik bulunduğunu ve anti depresanların işe yarayabildiğini göstermiştir. Bu ilaçlar kişilere %50 ila 80 oranında iyileşme sağlamaktadır. Bu bağlamda ilaç tedavisi ile kombine bilişsel davranışçı terapi en verimli sonucu vermektedir.