Çarpıtılmış Dinleme Türleri

İnsanlar arası iletişimin içerisine işlemiş olan çarpıtılmış dinleme türleri, her ne kadar eğitimini almış olsa da, bu konularda objektif bilgisi olsa da terapistlerin de zaman zaman içerisine düştüğü hatalardır. Bu çarpıtılmış davranışlar, terapist ile danışan arasında kurulması gereken etkin ve aktif dinlemenin önünde bariyer oluştururlar. Egan (2011)’in belirttiği üzere bunların en yaygınları aşağıdaki gibidir:

  • Filtrelenmiş Dinleme: Herkes dış dünya ile girilen her türlü etkileşim için yapı oluşturacak filtreler edinmektedir. Bu filtreler kişisel, etnik, ailesel, sosyolojik, dini veya kültürel olabilir. Diğerlerini yansız bir şekilde dinlemeye engel olurlar. Bu kültürel filtreler ne kadar güçlüyse kişinin yanlı olma olasılığı o kadar yüksek olacaktır. Türkiye normlarında bir örnek vermek gerekirse; orta-üst sınıfa mensup, Türk kökenli bir terapist danışanlarını dinlerken kendi kültürel ve eğitimsel seviyesine dair filtreleri kullanır. Danışanı da benzer bir sosyokültürel çevreden geliyorsa bu sıkıntı yaratmaz ancak alt gelir seviyesinde, Kürt kökenli olan bir danışanı dinlerken bilinçli olsun ya da olmasın kültürel filtreler önyargılı olmaya sebep olabilir. Diğer bütün insanlar gibi terapistlerde de danışanlarını ırka, cinsel yönelime, dine, siyasi seçimlere göre yargılama görülebilmektedir.
  • Değerlendirerek Dinleme: Çoğu kişi dikkatle dinlediğinde bir yandan değerlendirme yapar. Yani karşısındaki kişinin kendiyle ilgili anlattıklarına doğru/yanlış, eksik/tam, iyi/kötü gibi sınıflandırmalar getirir. Değerlendirerek dinlemede iki temel sorun vardır. Birincisi “gri” alanların görülmemesidir. Yani kişi olayları iki uç arasında değerlendirir. İkincisi ise kişide tavsiye verme eğilimi oluşturmasıdır. Bir terapistin değerlendirerek dinlemesi tavsiye vermeye dönüştüğünde bu danışanların cesaretini kırar ve terapötik ilişkiyi zedeler.
  • Stereotipe Dayalı Dinleme: Psikoloji eğitimi aslen tanı koymaya dayalıdır. Eğitimde terapistler kişileri belirli semptomlara göre belirli sınıflandırmalara koyarlar ve bunun tedavi sürecini kolaylaştıracağı, yaklaşımları standardize hale getireceği düşünülür. Ancak bu durumda bir dezavantaj da vardır. O da terapistlerin sıklıkla içine düştüğü diğer insanları ve hatta kendilerini kategorize etme eğilimidir. Bu da karşıdaki kişiyi dinlerken söylenenleri belli bir kalıba oturtma yani çarpıtmaya neden olabilir.
  • Kişi-Merkezliden Çok Bilgi-Merkezli Dinleme: Bazı terapistlerin içine düştüğü yanılgı odur ki; ne kadar fazla soru sorarlarsa o kadar çok bilgi edinecekleri ve bunun da terapiyi kolaylaştıracağını düşünürler. Bir dereceye kadar bu doğrudur ancak bir noktadan sonra bu danışan için rahatsız edici olabilmektedir. Bunun alternatifi ise bağlamsal dinleme, temalara ve anahtar noktalara odaklanmadır.
  • Sempatik Dinleme: Danışanların terapiye gelme sebepleri içlerinde bulundukları zor durumlardır. Bu da terapistleri onlara karşı anlayışlı olmaya ve sempati duymaya iter. Ancak terapide bu o kadar da yararlı bir duygu değildir. Şöyle ki bir kişiye sempati duyulduğunda o kişinin yaşadıklarına objektif bakmak zorlaşır. Öykünün tamamı bilinmeden taraf tutulur ve danışanın kendine acıması pekiştirilir. Bu da çözüm üretme kısmına geçişi zorlaştırır.
  • Söz Kesme: Sözü kesen kişiler genellikle karşılarındaki kişi konuşurken kafalarında bir şeyler hazırlamış olurlar ve fırsatını bulup bunu söylemeye yer ararlar. Bu da aktif dinleme sürecini bir anlamda sekteye uğratan bir şeydir. Ancak terapi iki tarafın da katılımcı olduğu bir diyalogla gitmesi gereken bir süreçtir. Bu anlamda da yoğun ve aralıksız konuşan danışanlarda monologların arasına girilmesi gerekli olabilir. Bu durumda terapistin kullanacağı yöntem kafasında hazırladıklarını arka arkaya sıralamak değil, önce danışanın değindiği noktaları dinlediğini belirterek sonra amacını söylemek olabilir.

Kaynak

Egan, G. (2011). Psikolojik Danışma Becerileri, Kaknüs Psikoloji, İstanbul