Antisosyal Kişilik Bozukluğu

antisosyal-kişilik-bozukluğu

Nedir?

Antisosyal kişilik bozukluğu kişinin dramatik ve dürtüsel davranışlar sergilediği, diğerlerine karşı düşüncesiz hatta düşmanca davrandığı, kendisi ve diğerlerinin güvenliğini hiçe saydığı özellikler ile karakterize bir kişilik bozukluğudur. Kişilere bu tanı 18 yaş altındayken koyulmaz ancak 15 yaşın altında aynı kişilerde genelde karşıt gelme bozukluğu da görülmektedir. Erkeklerde kadınlara göre çok daha sık görülür. Hapishanedeki erkek mahkumların yaklaşık %50 ila 80, kadın mahkumların ise 20 kadarının antisosyal kişilik bozukluğu tanısına sahip olduğu düşünülmektedir. Toplum içerisinde görülme sıklığı ise yaklaşık %4.1’dir. 

DSM-V Kriterleri

DSM-V’e göre antisosyal kişilik bozukluğunun özellikleri aşağıdaki gibidir:

  • Diğerlerinin fiziksel veya duygusal haklarını ihlal etme
  • İşte veya ev hayatında durağan stabil olamama
  • Sinirli ve agresif olma
  • Pişmanlık hissiyatı olmaması
  • Daima sorumsuz davranma
  • Düşüncesiz ve dürtüsel davranma
  • Kendine zarar verme ve intihar riski olması
  • Diğerlerini kandırma, kolayca yalan söyleme
  • Çocukluk döneminde karşıt gelme bozukluğu tanısı almış olma

Kişilerarası İlişkiler

Bu kişiler diğerleri ile ilişkilerinde çekici ve esprili, nükteli olmaktadır. Genellikle karşı cins ile ilişkileri gelişmiştir. Kolaylıkla ilgi çekerler ve bunu değerlendirirler. Diğerlerinin duygularını manipüle ederler ve pozitif ilişki kuramazlar. Uzun süreli sağlam ilişkileri olmaz genellikle kolaylıkla sıkılırlar ve bu durumlarda karşıdakinin duygularına aldırış etmeden bir ilişkiden diğerine geçiş yaparlar. Güvenliklerini düşünmeden davranırlar. Kolaylıkla yalan söylerler ve buna yönelik herhangi bir vicdan azabı hissetmezler. Kolaylıkla hırsızlık yapabilirler, diğerleri ile kavga edebilirler ve bundan zevk alırlar. Tecavüz etme, öldürme ve işkenceye yatkınlardır. Davranışlarının sorumluluklarını çok almazlar. 

Komorbidite & Ayırıcı Tanı

Antisosyal kişilik bozukluğuna sahip kişilerin %80’inin alkol ya da madde kullanım bozukluğu vardır. Yoğun madde ve alkol kullanımı antisosyal kişinin diğer kişilere karşı agresif davranışları ve dürtüsel tavırlarını güçlendirici bir etkiye sahip olmaktadır. Kişi bunların etkisinde davranışlarının sonucunu düşünmeden davranmaktadır. 

Etiyolojisi

Antisosyal bozukluğun gelişiminde biyolojik ve genetik etmenler de önemli bir yer tutmaktadır. Evlat edinilen çocuklarla yapılan çalışmalarda bulunmuştur ki; antisosyal kişilik bozukluğu tanısı alan kişilerin suç işleme oranları evlat edinildikleri babadan ziyade biyolojik babaları ile benzerlik göstermektedir. Ancak araştırmalarda bozukluktan sorumlu tek ya da birkaç gen bulunamamıştır, aksine birçok genin birleşiminin antisosyal kişilik bozukluğuna yol açabileceği düşünülmektedir. 

Sinirli, dürtüsel ve agresif davranışların serotonin eksikliğinden de kaynaklanabileceği bulunmuştur. Bu kişilerde aynı zamanda konsantrasyon zorlukları, amaç belirleme güçlükleri de görülebilmektedir. Beyin yapısındaki eksiklikler ve bozulmaların erken çocukluk döneminde toksik maddelere maruz kalmadan ya da medikal bir hastalıktan kaynaklanabileceği düşünülmektedir. 

Antisosyal kişilik bozukluğu olan insanlar, diğerlerine göre çok daha zor heyecan duyarlar ve çok daha zor uyarılırlar. Bu da onların daha yavaş kalp atım hızları, daha az terlemeleri ve yavaş EEG dalgalarına sahip olmaları anlamına gelmektedir. Bu sebeple de kişiler, heyecan elde etmek için diğer kişilerin cesaret edemeyeceği ekstrem şeyler yapmakta ve haz duygusunu tehlike ile bağlantılı şekilde aramaktadır.

Bu kişilerin birçoğu çocukluk döneminde ebeveynleri tarafından fiziksel şiddete maruz kalmıştır, ihmal edilmiştir veya acımasızca davranılmıştır. Ebeveynlerin şiddet dolu, daima öfkeli ve düşmanca davranışları bu kişilerin dünyanın antisosyal davranışların normal kabul edildiği bir yer olduğu algısı geliştirmesini ve kendilerinin de bu modellemeyi almalarını sağlamıştır. Bu sebeple diğer çocuklarla etkileşime girecekleri zaman , onların kendilerine karşı agresif olacakları varsayımı ile hareket etmeye ve bu varsayımın gerçekleşmesini önlemek için onlardan daha güçlü, daha agresif davranmaya başlamışlardır. 

Sonuç olarak, antisosyal kişilik bozukluğunun gelişiminde tek bir etmenden bahsetmek doğru olmamaktadır. Biyolojik, sosyal ve psikolojik etmenlerin birleşimi bu bozukluğun gelişimini sağlamaktadır. Aşağıda hastalığın gelişimine dair bir modelleme mevcuttur:

Tedavisi

Antisosyal kişilik bozukluğuna sahip bireyler kendilerinin tedaviye ihtiyaç duymadıklarını düşünmektedirler. Terapiye geliş sebepleri eşlerinin zorlaması, iş yeri problemleri veya mahkeme kararıyla zorunluluktan olabilir ancak olası problemlerin tamamını dış etmenlere atfederler, kendilerinde herhangi bir suç ya da eksiklik bulmazlar. Psikoterapide amaç bu kişilerin öfkelerini ve dürtüsel davranışlarını kontrol altına almalarına yardım etmektir. Bu amaçla tetikleyiciler bulunur ve alternatif baş etme yöntemleri geliştirilir. Kişinin empati duygusunun gelişmesi terapinin bir diğer amacıdır. Bunlar yanında antidepresanlar ve lityum kullanımı kişinin aşırı tepkilerini normalize etmesine yardımcı olmaktadır.